Tahammülsüzlüğün, hoşgörüsüzlüğün tavan yaptığı ülkem..!


Yanyana durup kameraya bakan İki kedi yavrusunun internetteki fotoğrafını uzun uzun inceledim. Ağızları, burunları, gözleri, kulakları mini minnacık, kafaları küçük bir portakal kadardı. İçimden kafalarını iki elimin arasına alıp okşayıp sevmek, burunlarının üzerinden öpmek geldi. “Yerim sizi” dedim kendi kendime..

Sonra düşündüm bizden ne farkları var diye. Onları da, bizi yaratan Allah yaratmış, onlara da bu dünyada yaşama şansı vermiş. Bizler gibi yiyorlar, içiyorlar, ürüyorlar.. Dünyanın kışını da yazını da, sıcağını da soğuğunu da bizimle birlikte yaşıyorlar.

Karınları doyunca mutlu oluyorlar, başlarını okşayınca seviniyorlar, canları yanınca üzülüyor, ağlıyorlar, tıpkı bizim gibi.

Bizim gibi yürekleri var, duyguları var.. Ve bu dünyada bizim ne kadarsa onların da yaşama hakkı var..

Sadece kedilerin, köpeklerin ya da bize yararı olan evcil hayvanların değil, doğadaki tüm canlıların bu dünyada var olma, yaşama hakkı ve yeri var..

İnsanoğlunun “burası benim, her şey bana ait, benden başkasına yaşama şansı tanımam” deme hakkı yok.

Her canlının ne kadarsa bizim hakkımız da o kadar. Canı veren Allah, ömrü veren Allah..!

Yavru kedileri incelerken aklımdan bunlar geçti.. Sonra çarptığı köpeğin aracın ön paneline sıkıştığından haberi olmayan sürücünün, kedi yavrusunu tekmeleyen askerin, kaldırımdaki köpeğe şut çeker gibi vuran magandanın, otomobilinin arkasına bağladığı atını sürükleyen vicdansızın yarattığı acı görüntüler geldi gözümün önüne.

“İnsanlara ne olmuş böyle?” dedim içimden. “Sevgi nerde, hoşgörü nerde, vicdan nerde..?”

Bırakın zavallı havanları, birbirimize yönelik şiddet dolu davranışların haddi hesabı yok..

Trafiğe çıkın yüz kilometrede yüz kişiyle didişir, kavga edersiniz. Eli bıçaklı, beli silahlı adamlar sanki biri bana sataşsa da stresimi atsam der gibi ortada dolaşıyor. Birine değil “öte git” demek, kaş göz hareketi yapmak bile tahrik sayılıp, kavga nedeni oluyor.

Önceki gün markette aldığım malzemeleri kasa bandının üzerine koyup, ücretinin hesaplanmasını beklerken, kasiyer kız kara lahanayı gösterip, “bunu tarttırmamışsınız” dedi. “Bazı marketlerde taneyle satıldığı için öyle sandım” diye karşılık verdim.

Kasiyer, lahanayı market görevlisine tarttırması için verirken, sırada bekleyen kadın müşterilerden biri kızgın bir ses tonuyla, “Bir de bunu mu bekleyeceğiz şimdi? Lahanayı da almasın” diye homurdandı.

Kadının hoşgörüsüz tavrı canımı sıktı, poşete doldurduğum malzemeleri sert bir şekilde market arabasına fırlatıp, kasiyere, “tarttırmayın, vazgeçtim, almıyorum onu. Hanımefendi gecikmesin, uzaya roket fırlatacak sanırım” dedim, hiç sesini çıkarmadı.

Dün komşu esnaflardan biriyle ayaküstü sohbet ederken, “Geçenlerde bir kadın sürücüye durup yol verdim diye arkadaki arabanın şoförü az daha beni dövecekti” dedi.

“Neden, derdi neymiş?” diye sordum. “Acelesi varmış. ‘Neden yol veriyorsun. İşimiz var bizim’ diye bağırdı” dedi.

Aklıma otoyolda gelirken arkamdaki son model otomobilin devamlı selektör yapıp “kenara çekil” demesi geldi.

Dört şerit tamamen dolu, bütün araçlar azami sürat olan yüz yirminin toleransını bile kullanarak giderken o bana, “önümden çekil” diyordu. Kaçacak, gidecek hiç bir yer yoktu, dikiz aynasından elimle işaret edip, “yukardan geç” dedim..!

Her yerde, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, saldırganlık almış başını gidiyor. Hem de son sürat.. Dur diyen yok, nereye diyen yok.. Dönüşü hiç yok gibi..!

Ben her geçen gün hayvanları daha çok sevmeye başladım. Onlara selam verip, onlarla konuşuyorum artık.. Durduk yere hırlamıyorlar çünkü..